13 Mayıs 2012 Pazar

Oblomov


“Bu kitapta önemli olan Oblomov değil Oblomovluktur.”
                                                                 Dobrolyubov


     Oblomov, İvan Gonçarov’un  yaratmış olduğu, kitabıyla aynı ismi taşıyan bir kahraman. Rus klasiklerinden sayılan eser 1850’lerin Rusya’sında geçiyor. Ailesi tarafından kendisine bir çiftlik, daha doğrusu Oblomovka miras kalan ve küçüklüğünden beri tembelliğe alıştırılmış olan Oblomov’un hayatını konu alan bu kitap aynı zamanda nihilizm ve varoluşçuluktan da izler taşıyor.

     Kısaca nihilizm-hiççilik ve egzistansiyalizm-varoluşçuluk kavramlarına değinmek gerekirse;
Nihilizm, her türlü değeri yok sayıp onlara bağlanmayı gereksiz gören, yaşamayı da anlamsız bulan ancak aynı zamanda  intiharın da bir o kadar gereksiz olduğunu söyleyen bir dünya görüşüdür.
Varoluşçuluk ise insanın varoluş amacını, dünyadaki yerini sorguladığı ve biraz da bu nedenle umutsuzluk, mutsuzluk, melankoli gibi duyguları içerisinde barındıran bir akımdır.
     
     Kitaba dönecek olursak, yaklaşık ilk yüz sayfa boyunca Oblomov yataktan kalkmıyor, düşünceleriyle ve arada sahneye girip çıkan insanlarla akıyor sayfalar. Sahne dedim; özellikle kitabın başlarında eser daha çok tiyatro havasında yazılmış gibi gelmişti ki kahramanlar arasında da tiyatral konuşmalar bolca mevcut.

“Uzanmak İlya İlyiç için ne  hastalarda ya da uykusu gelmiş insanlarda olduğu gibi bir zaruret, ne yorgun bir kimsedeki gibi bir ihtiyaç, ne de uyuşuk bir insandaki gibi bir zevkti; bu onun tabii hali idi.”

     Oblomov’un mutlu olmak için ne bir gerekçesi ne bir çabası vardır. Diğer insanlar gibi eğlencelerden zevk almaz, onlar gibi gezmeye gitmez, hatta çoğu zaman yataktan kalkma ihtiyacı bile duymaz. Arkadaşı Ştolts onun için ne kadar çabalasa da o sürekli birşeyleri, hayatın kendisini erteler.

“Dışarı ile bağlantısı azala azala kendi hayatı dışında kalan herşeyden ürküyor, çekiniyordu.”
“Alışmadığı şey, hareket etmek, hayata karışmak, adam görmek, öteberiye koşmaktı.”

     Hayatına aşk girdikten sonra, bir süreliğine de olsa eski Oblomov olmadı, değişmeye gayret etti, kısmen değişti de. Ancak insanın içinden gelmedikten sonra dış etkenlerin zorlamasıyla değişmesi ne kadar kalıcı olabilir ki? Onunki de kalıcı olmadı. Hayatının aşkı Olga bir süreliğine Oblomov’un içindeki hayat aşkını da alevlendirmiş olsa da bu ne yazık ki uzun soluklu olmadı.

“Ma solitude, mon hermitage, mon repos.”
“Yalnızlığım, inzivam, huzurum.”

     Tek yakın arkadaşı Ştolts’un Oblomov hakkındaki şu sözleri onun bu halini özetler nitelikte: “Olur şey değil, İlya, kanepenin üstünde hamur gibi kıvrılıp kalmışsın.”
     Sonu acıklı biten bir kitap olsa da okuduğum süre boyunca bana yaptığım yanlışları, kendimi sorgulamamı sağlamış olan Oblomov, tembel kahramanımız, saflığı ve güzel yüreğiyle kendine özendiriyor. Aşkının iyiliği için kendinden vazgeçmeyi göze alabilecek bir adam o.

“Aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki.”

     Kendi yapabileceklerinin ve içindekilerinin farkında olmayan Oblomov’un hayatı ne yazık ki öylece geçip gidiyor. Hayatı gerçekten yaşamayarak ya da kendi bildiği anlamında yaşayarak, düşüncelerinde kaybolarak, sessiz sedasız tükeniyor ömrü.

“Biliyor musun Andrey, benim içimde ne yakıcı ne de kurtarıcı hiçbir ateş yanmadı. Hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı; bir sabah ki yakıcı öğlesi geçtikten sonra yavaş yavaş solsun ve kendiliğinden akşama kavuşsun.”


     Bir de Oblomov’u bitirip ardından Tutunamayanlar’a başlayıp o arada da Time of the Gypsies izlemek bünyeyi pek bir allak bullak da edebiliyormuş.

Yazarken dinlediğim müzikler için: http://fizy.com/#s/1whrtn
                                                       http://fizy.com/#s/150ld1
                                                       http://fizy.com/#s/1r7i0t
                                                       http://fizy.com/#s/1k7n60
                                                       http://fizy.com/#s/1acpso


2 yorum:

Jaga Haojin dedi ki...

Yeni bitirdiğim kitap.Üzerimde sanırım beklediğimden fazla bir etkisi oldu. Sıkı ve disiplinli çalışan bir insan olarak Oblomov'dan başta nefret etsem de ilerleyen bölümlerde karakterin aslında kendi talihinin kurbanı olduğunu düşünmeye başladım. Şuan yatakta geçirdiğim her fazla dakika veya ertelediğim her iş "oblomovlaşıyorum" korkusunu salıyor içime. Uzak bi yerde 300 köylüm ve huysuz Zahar Trifomiç gibi bir hizmetçim de yok :/ Bu arada bu kitaptan sonra Tutunamyanları okumak bazı bünyelerde ciddi tahribat yapabilir. Dikkat :) Güzel yazı teşekkürler

tembel hayvan dedi ki...

Rica ederim :) Yorumu daha yeni gormem ve Tutunamayanlar'i sinav donemi falan derken bu geceye kadar ertelemem ayip olmus. Selim Isik da, Oblomov da kendime yakin buldugum karakterler; tabi ki benden daha ustunler. Ama dusunce olarak simdiye kadarki en yakin kisilikler.

Yorum Gönder